SANAT, GÖRSEL, GÖRSEL SANATLAR, GÖRSEL SANATLAR DERSİ,

SANAT, GÖRSEL, GÖRSEL SANATLAR, GÖRSEL SANATLAR DERSİ,

GÖRSEL SANATLAR DERSİ SANAT, GÖRSEL, GÖRSEL SANAT görsel sanatlar dersi 2.dönem zümre tutanağı, görsel sanatlar yıllık planlar, görsel sanatlar dökümanları, görsel sanatlar, teknoloji ve tasarım dersi, sanat, desen, yağlı boya, karakalem proje görevleri
 
AnasayfaTakvimSSSAramaKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap
Giriş yap
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni hatırla: 
:: Şifremi unuttum
En son konular
» urartu sanatı slayt indir
Çarş. Nis. 09 2014, 19:14 tarafından ylmzxp

» VİTRAY NEDİR VİTRAY SANATI
Çarş. Şub. 05 2014, 07:43 tarafından tasarımcı

» resim sanatı
Çarş. Şub. 05 2014, 07:37 tarafından tasarımcı

» Karikatür Sanatı? Karikatürist Kimdir? Karikatür Nasıl Çizilir?
Perş. Ocak 30 2014, 15:23 tarafından tasarımcı

» tuzak kurmak
C.tesi Ara. 28 2013, 03:18 tarafından tasarımcı

» ağaç kesilmesin
C.tesi Ara. 28 2013, 03:12 tarafından tasarımcı

» İbrahim ÖZDABAK karikatürleri
Paz Ara. 01 2013, 09:16 tarafından tasarımcı

» İbrahim ÖZDABAK
Paz Ara. 01 2013, 09:14 tarafından tasarımcı

» ev arkadaşım erkek
C.tesi Kas. 30 2013, 18:41 tarafından tasarımcı

» kaplumbağa ve tavşan
C.tesi Kas. 30 2013, 18:36 tarafından tasarımcı

» Kaligrafi nedir?
Salı Eyl. 03 2013, 08:54 tarafından tasarımcı

» rönesans resim sanatı
Ptsi Ara. 31 2012, 10:41 tarafından tasarımcı

» yetenek atölyesi
Çarş. Haz. 06 2012, 02:57 tarafından tasarımcı

» FAHRETTİN KÖKLÜ (POLİS VE FARE)
C.tesi Haz. 02 2012, 04:44 tarafından tasarımcı

» evlenme teklifi
Salı Mayıs 29 2012, 07:26 tarafından OPTIMISTIC

» boynun neden eğri
Salı Mayıs 29 2012, 07:24 tarafından OPTIMISTIC

» boynun neden eğri
Salı Mayıs 29 2012, 07:23 tarafından OPTIMISTIC

» evlenme teklifi
Salı Mayıs 29 2012, 06:54 tarafından OPTIMISTIC

» kimden peydahladın
Salı Mayıs 29 2012, 06:51 tarafından OPTIMISTIC

» perspektif konu anlatımı video izle
Ptsi Mayıs 21 2012, 20:12 tarafından tasarımcı

SON DAKİKA HABER
ZİYARETÇİ DEFTERİ
GÜNLÜK BURCUNUZ
Günlük Burç
MEB HABER BANDI
FORM GAZETE BAŞLIKLARI
HAVA DURUMU
İL İL TÜRKİYE
forex
İNG-TÜRKÇ DİL ÇEVİRİ

Türkçe - İnglizce / İngilizce - Türkçe Çeviri
Kelime:

© 2008 forex


forex
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
Kimler hatta?
Toplam 1 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 1 Misafir :: 1 Arama motorları

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 82 kişi Salı Eyl. 06 2016, 08:31 tarihinde online oldu.
ONLİNE SÜRENİZ
GÖRSEL SAYAÇ
http://gorselsanatlar.bedavaforum.biz/

Paylaş | 
 

 Sanat mı Yoksa Ayırımcılık Sanatı mı Yapılıuor...

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
SANART



Mesaj Sayısı : 169
Kayıt tarihi : 05/01/09

MesajKonu: Sanat mı Yoksa Ayırımcılık Sanatı mı Yapılıuor...   Çarş. Ocak 28 2009, 10:10

Sanat mı Yoksa Ayırımcılık Sanatı mı Yapılıuor...
Yücel Dönmez




--------------------------------------------------------------------------------
Bir ülke ki, Edirnenin dışında da ün yapabilmiş bir sanatçısını, hiçbir gerekçe ortaya koymadan, ulusal diye anılan bir fuarından men etmek istiyor... Ve ayırımcılık yapılan sanatçı üstelik, aynı fuara 8 defa katılmış ve ayrıca 2 kez de Amerika’daki galerisiyle diğer bir ulusal fuarımızda yer almiş... --------------------------------------------------------------------------------




Sanatçı kendisini nasıl tanıtır?
Elbette ki sanatıyla...

Sanatçının güçlü olduğuna kim nasıl karar verir?
Elbette ki, önce dünya sanat kriterleri, sanatın bilinen kriterlerine dayanarak...

Sanatçı dünya sanat kriterleri açısından güç ortaya koyamamış ise, lokal olarak ülkesinde ün yapabilir fakat, ülkesinin adını dünya sanat literatürlerine taşıyamaz...

Bir ülkenin adını dünya sanat literatürlerine taşımak için, sanatçının ürettiği eserler hem o ülkeye özgün olmalı, hemde dünya sanat platformunda bir yeni, bir değer olarak anılabilmelidir...

Peki resim sanatımızda bunu yapabilmiş kaç isim sayabiliriz? Bunu başarmış olanlara ülkemizde nasıl bakılıyor bunun çok iyi sorgulanması gerekmez mi?

İşte burada bunu yapmaya çalışacağız...

Bir ülke ki, Edirnenin dışında da ün yapabilmiş bir sanatçısını, hiçbir gerekçe ortaya koymadan, ulusal diye anılan bir fuarından men etmek istiyor... Ve ayırımcılık yapılan sanatçı üstelik, aynı fuara 8 defa katılmış ve ayrıca 2 kez de Amerika’daki galerisiyle diğer bir ulusal fuarımızda yer almiş...

Bu sanatçı benim, Yücel Dönmez...

Lütfen bu yazıyı okuyanlar, Taksim-Kabataş Feniküler hattının Taksim metro istasyonunda Yücel Dönmez’in çağdaş eserlerini görsünler vede Tüyap fuarında sergilenecek olan eserleri incelesinler ve şunu sorgulasınlar, ‘’Yücel Dönmez’in neden önü kesilmeye çalışıldı’’...

Bir galeri daha önce 8 kez katıldığım Tüyap Sanat Fuarına benimle birlikte 2 sanatçıyla müracaat ediyor ve kendisine. ‘’Yücel Dönmez’in adı listeden çıkarılsın’’ diye tavsiyede bulunuluyor...

Gerekçe?

Gerekçe yok işte, sanki istediğimizi alır istediğimizi almayız mantığı...

Oysa bu fuar ulusal bir fuar. Her ne kadar özel bir kuruluş da yapıyor olsa kamuya mal olmuştur ve AB kriterlerini kabul etmiş ülkemde ayırımcılık yapamaz... Keyfiyeti kanunlarımız da kısıtlamıştır...

Peki Yücel Dönmez’e mesnetsiz olarak yapılan bu ayırımcılık neden?

Bilinmez...

‘’Kardeşim’’ diyorsun, Yücel Dönmez bu fuara katılsa da katılmasa da onu bulunduğu yerden indirmeye kimsenin gücü yetmez ama, neden gerekçesiz bir tavırla ayırımcılığa uğruyor ki...

Buna da yanıt yok.

Sanki, ‘’İstediğimizi alır istediğimizi almayız’’ mantığı...

Dönmez hakkında yurt içinde, Amerika’da göklere çıkaran yazılar yazılmış ve üstelik çok saygın isimlerin de imzası var yazılarda. Bu sanatçı Amerika’nın 3 büyük müzesinden birinde sergi açmış, ulusal bir ABD televizyon kanalı kendisine, ‘’Chicago’s Very Own’’ ünvanı vermiş. Yaptığı resimlerin çağdaş sanat dünyasında bir değer olduğundan Amerikalı eleştirmenler laf ediyor. Dönmez ülkemde 1975 yılında dev boyutta kavramsal eserler ortaya koymuşi 500 Türk sanatçısının bulunduğu yerli lteratürümüze de girmiş. Daha geçenlerde Maliyeciler galerisinde açılan 4 kuşak sergisinde yer almış.
Bunlara ne dersiniz? Dediğinizde,

Yine yanıt yok...

Sanki, ‘’Biz istersek alırız’’ mantığı...

Oysa Tüyap Fuarcılık Şirketinin sitesinde bulunan ‘’İnsan Kaynakları’’ bölümünde, insan hakları ile ilgili şu amaç da belirtilmiş: (İnsanı insan yapan evrensel değerleri dışlayan, kişisel gelişim ve beklentilerin karşılanmasını engelleyen, doğal çevreye zarar veren, etik anlayıştan uzak fırsatçı bir çalışma yaşamını kesinlikle reddediyoruz.)

Amaç ile uygulama burada ters düşmüyor mu sayın Tüyap yöneticileri?

Yücel Dönmez’i sanat fuarına almıyorlar. Dünya yıkılacak(!)
Hayır yıkılmayacak Dönmez’in sanat fuarı umurunda bile değil... Hazır bu konu açılmışken, ülkemizdeki resim sanatını, görsel sanatları masaya yatırmanın zamanı geldi diye düşünüyoruz.

Önce bu yazımda Tüyap sanat Fuarı yönetimine, mutlaka yanıtının verilmesi gereken bazı sorularım var: neden Yücel Dönmez 8 kez katıldığı fuarınızdan men edilmeye çalışılıyor bunun detaylı yanıtını verebilirmisiniz? Veya şunu da diyebilirsiniz,

‘’Biz istediğimizi alır, istemediğimizi almayız’’...

Sanat fuarı için, katılacak sanatçılarla ilgili olarak, daha önce galerilere bildirdiğiniz bir kriter veya kriterlerde yok. Kendinize göre belki gizli kriterleriniz vardır ve bunları açıklayabilirmisiniz? Açıklamalısınız ki, komuoyu sizin bu anlamdaki kararlarınızın etik olup olmadığını anlayabilsin...

Herşeyden önemlisi Yücel Dönmez’in bu fuara katılmasından rahatsızlık duyan ve isimleri gizli tutulan seçeci kurulunuz veya seçici kişiniz, fuara kabul edilen tüm sanatçılar ile ilgili olarak, neden onları kabul edip Dönmez’i istemediklerinin gerekçelerini detayları ile ortaya koyabilirler mi... Eğer konunun ‘’kişisel’’ olduğunda ısrar ederseniz, hiçbir sorumuzu yanıtlamanız gerekmez.

Bunu yapamıyorsanız, demek ki ortada ayırımcılık vardır ve Dönmez’e karşı kişisel bir mantık uygulanmaya çalışıldı...

Bu aşamada sizden istediklerimiz bu kadar ve yanıtlar geldiğinde, komuoyuna açıklayarak, yeni sorularımıza ve görsel sanatlarımızın masaya yatırılmasına devam edeceğiz... Edeceğiz ki kim eğri kim doğru ortaya çıksın ve kamuoyu da bunu bilsin...
Edeceğiz ki, Meksika resmi yapanların ülkemde nasıl özgünlermiş gibi sergilendiği de bilinsin. Batı kopyacılığının nasıl Batı etkisi diye yutturulduğu belirlensin... Ve daha çoooook şeyler masaya yatırılabilsin...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://blueimagination.tr.gg/
SANART



Mesaj Sayısı : 169
Kayıt tarihi : 05/01/09

MesajKonu: Geri: Sanat mı Yoksa Ayırımcılık Sanatı mı Yapılıuor...   Çarş. Ocak 28 2009, 10:11

Sanatta Kavramsallık ve Türkiye…
70’li yıllarda enstalasyonun adını koyduk…
Yücel Dönmez



--------------------------------------------------------------------------------
Türkiye olarak Batı’da el sanatlarımızın dışında pek tanınmazken birden kavramsalcı kesilerek neyi kurtarmaya çalıştığımızı bir türlü anlayamıyoruz. Kavramsal sanat yapılmasın demiyoruz. Elbetteki güncel bir sanat kavramını bizlerin de uygulaması gerekir fakat, bunu uygularken ahkamlar keserek resim sanatının bittiğini iddia etmekle kimler ne tür rant elde etmek istiyor, hangi sponsorluklardan neler kazanıyor, bunun iyice irdelenmesi gerekmektedir.

--------------------------------------------------------------------------------




Güzel sanatlar fakültelerimizin bir çoğunda öğrenciler, görsel sanatlar açısından kavramsal düşünmeye yöneltiliyor ve kavramsal eserler ortaya koymaları açısından yönlendiriliyor. Peki, ülkemizde hangi kavramsal eserler, hangi koleksiyonlara girebilmiş? Veya ülkemizde nüfusun kaçta kaçı kavramsal sanatın ne olduğunu biliyor…

Bazı küratörlerimize gore, tuval sanatı bitti(!) Chicago’daki ünlü Premier galerisinin 30 yıllık galeristine soruyoruz ve bakın yanıtı nasıl veriyor, “Tuval resmi bitti diye bir konu yok. Günümüzde çağdaş sanata kavramsallık, bir yenilik olarak enstalasyonla girdi ve değişik, güncel bir sanat akımı olarak devam ediyor. Bugün kavramsal sanat üreten bir çok sanatçı yine tuval resmini ve heykel çalışmalarını değişik malzemeler de katarak sürdürüyor. Bu arada resim sanatında belli bir düzeyi yakalayamamış olan bir çok sanatçı da “video enstalasyon” yani video düzenlemesi yaparak çektikleri çok kısa metraj filmler ile daha yoğun halk kitlelerine ulaşabilme çabaları veriyorlar.’’ Video enstalasyonlar yine de televizyonlarda yer alan ucuz diziler ve Hollywood yapımı teknolojik filmler gibi, yığınlara ulaşamıyor ve mesajlarını bu filmlerin verdiği gibi veremiyorlar. Sadece bir kısa metraj sanatsal dökümanterler arşivi oluşturulmuş oluyor. Oysa televizyonlardaki ucuz diziler ve Hollywood yapımı prodüksüyonlar ile tüm dünya bir beyin yıkama fırtınası içinde sürükleniyor. Bu filmlerin verdikleri yalnış mesajlar ile, özellikle dünyada teröre yönelik suç oranları artıyor, sosyal yaşam da bu filmlerden verilen mesajlar ile yalnış veya doğruları içine alarak değişim yaşıyor. İzlediğim bir çok video düzenlemelerinde verilmeye çalışılan mesajların, büyük prodüksüyonlu filmler ile zaten verildiğini de biliyoruz…

Yeniden toplumsal sanata mı koşuyoruz…

Kavramsal sanat ile güncel bir sanat ortaya konulmak istenirken, giderek bu kavram, siyasal boyutları da içine alarak, daha da değişime gitmektedir. Ne yani, görsel sanatlarda yeniden toplumsal sanata mı dönmeyi amaçlıyoruz… Oysa, günümüzde toplumsal sanatın vereceği mesajları zaten sivil toplum örgütleri dev kitleler ile hem medyaya ve hem de dev alanlara taşıyarak bazen tüm dünyada sansasyonlar uyandırmaktadır…

Türkiye olarak Batı’da el sanatlarımızın dışında pek tanınmazken birden kavramsalcı kesilerek neyi kurtarmaya çalıştığımızı bir türlü anlayamıyoruz.
Kavramsal sanat yapılmasın demiyoruz. Elbetteki güncel bir sanat kavramını bizlerin de uygulaması gerekir fakat, bunu uygularken ahkamlar keserek resim sanatının bittiğini iddia etmekle kimler ne tür rant elde etmek istiyor, hangi sponsorluklardan neler kazanıyor, bunun iyice irdelenmesi gerekmektedir.

70’li yıllarda enstalasyonun adını koyduk…

Sırası gelmişken şunu da belirtmekte yarar vardır: ülkemizde 1975 yılında dev boyutta kavramsal çalışmalar yapıldı ve o tarihlerde yapılan çalışmalar için, “Düzenleme sanatı” adı verildi Yani Düzenleme sanatı olarak bilinen ve bugün kavramsal sanat olarak nitelendirilen enstalasyon çalışmalarının adı, bu sanatın ortaya çıkmasından 15 yıl önce Türkiye’de konulmuş oldu. Neden bugün kavramsal sanat ile rant elde etmeye çalışan kesim bu gerçeği gündeme getirmekten kaçınıyor? İlle de Batı’nın eteğinden tutarak mı görsel sanatlarda kendimizi sergilemeliyiz...

Batı geçmişte Anadolu medeniyetleri üzerinde araştırma yaparak bizden çıkmış olan estetik değerleri çağdaş sanata taşıyabildi ve tekrar bizlere yenilik olarak sundu. Bizler neden kendi öz kültür değerlerimizi irdeleyerek kendimize özgün sanatımızı ortaya koyma cesareti göstermiyoruz?

Görsel sanatlarda koleksiyonculuk yine tuval resmi ve görsel sanat objelerinin biriktirilmesi ile sürüyor. Kavramsal olarak üretilen işlerin bir çoğunu saklamak için ne galerilerin nede koleksiyoncuların depoları mevcut değil. Günümüz sanat akımını yaşamak için profesyönel galeriler zaman zaman kavramsal sergiler açıyor fakat, bu sergilerden kavramsal sanat satmak pek mümkün olmuyor. Bu sergileri de çoğunlukla müzeler ve kazanç amacı gütmeyen kuruluşlar gerçekleştiriyor. Bu arada sponsorluk müessesesinin pastasından büyük pay alan bu sergilerin ve etkinliklerin, kalıcı görsel sanatlara da darbe vurmadığını kimse ileri süremez…

Ayrıca toplumun yüzde kaçı kavramsal sanata ilgi duyuyor, anlayarak izliyor ve sürekliliği ne kadar olacak bunu da düşünmek gerekir.”

Kurabiyeli kavramsal…

Geçtiğimiz hafta Kadıköy’deki iskele civarında bağdaş kurup elimdeki bir kutu kurabiyeyi yere dizmeye başladım. Çevrede kağıt mendil satan bir kaç çocuk yanıma gelerek , “Abi be kurabiyeleri yere atacağına bize ver de yiyelim” dediler. Onlara, “Hayır veremem. Ben kavramsal sanat yapıyorum.” dedim. Çevreden gelen meraklı gruptan birileri kendi aralarında konuşuyorlardı, “Herhalde kafayı yemiş”. Birisi, “Sen ne yapıyorsun kardeş” dedi. Ona, “Kavramsal sanat yaparak, çocukların imrendikleri kurabiyeleri yiyemediklerini vurguluyorum. Bu yaptığım bir sanattır” dedim. Soruyu yönelten ne yanıt vereceğini bilemedi ve, “Ne çatlaklar var bu dünyada” diyerek uzaklaştı. 20 dakika kavramsal sanatı anlatmak için çaba harcadım ve sadece biri iki genç, “Sanatçıdır ne yapsa doğrudur” diyerek etraftakilere saygılı olmaları çağrısında bulundular…

Sivil toplum liderliğine soyunmak…

Bir bienalde sanatçının çöp yığını oluşturarak yaptığı kavramsal eserinin, temizlikçiler tarafından yalnışlıkla süpürüldüğünü ve sanatçının tazminat davası açtığını haberlerden biliyoruz. O sanatçı ne yapmak istemişti diye düşündüğümüzde , “Helhalde çevre kirlenmesini veya toplumlardaki kirlenmeyi vurguluyor” diye yorumladık. Olabilir, sanatçı çevreciliğe de soyunabilir ama, bu tür sanat eserlerinin taval resmini, heykeli, seramiği, cam çalışmalarını ve diğerlerini bitirebilmek gibi bir iddiası olabilir mi?

Elbette ki kavramsal sanatın bir değeri vardır ve ülkemizde de, Batı’yı anımsatan değil, kendimizi ortaya koyabilen kavramsal sanattan örnekler vermeliyiz. Bu örnekleri ortaya koyarken de, sanatın diğer dallarını hiçe saymak gibi bir fikrimiz olmamalı. Yoksa bu iddia sahibini gülünç duruma düşürebilir.

E-mail: yuc111@aol.com
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://blueimagination.tr.gg/
SANART



Mesaj Sayısı : 169
Kayıt tarihi : 05/01/09

MesajKonu: Geri: Sanat mı Yoksa Ayırımcılık Sanatı mı Yapılıuor...   Çarş. Ocak 28 2009, 10:13

Art İstanbul 2002 ve Türk Resminin Dünyaya Açılabilmesi...
Yücel Dönmez



--------------------------------------------------------------------------------
Art İstanbul 2002 sanat organizasyonu açısından güzel bir etkinlik olarak kabul edildi. Fakat sadece güzel bir sanat organizasyonu Türk resmini dünya sanat platformuna taşımaya yetebilir mi bunu iyi değerlendirmek gerekiyor...

--------------------------------------------------------------------------------



Art İstanbul 2002 bu yıl yeni bir isim ve yeni bir mekanla sanat severlere açılan görsel sanatlar penceresi oldu.
Organizasyondaki küçük aksaklıklar göz önüne alınmazsa, fuarın şimdiye kadar organize edilmiş en görkemli fuar olduğu söylenebilir. Fuarın organizasyonunu üstlenen İkon Turizm ve Doğan Paksoy grubu gerçekten güzel bir olayı başardı.

Güzel sanat organizasyonları elbette ki ülkemizi sanat açısından dünya sanat platformlarına taşır eğer ki bu organizasyonlarda doğru politika izleyebilirsek...

Fuara Gallery 2000 Chicago kuruluşu ile katıldım ve aslında 12’incisi gerçekleştirilen İstanbul sanat fuarında da Gallery 2000 Chicago olarak bir ilki başardık ve Amearika’dan iki düzeyli ressam getirebildik. Fuara Yunanistan’dan katılan ünlü bir sanatçı, Fransa’dan gelen grup ve İsrailli galeriler ile, uluslararası bir fuar görünümü verilmiş oldu. Fakat ortada bir yanlış bir tutum bulunduğu da gözden kaçmadı...

Sanat fuarının uluslararası olması için yabancı galerilerin ve yabancı sanatçıların katılması yetmiyor. Uluslararası bir fuar olduğunun kanıtlanabilmesi için, fuara katılan yabancı galerilerin de, desteklenmesi gerekiyordu. Ne yazık ki, biz galeri olarak fuarda desteklenmek yerine kösteklendik ve sanatçılarımızın eserlerini satın almak isteyen ve satın almaya karar verdiklerini açıklayan koleksiyonerler ve Türkiye’deki bazı ünlü isimler bir şekilde kararlarından caydırıldı. Bu durumu Amerikalı ressamlar da birebir yaşayarak bir anlam veremediler...

Şimdi Amerika’dan daha başka ressamları fuara getirebilirmiyiz diye düşünüyoruz. Elbetteki getirebiliriz fakat getireceğimiz ressamlara geçmişte yaşadığımız güzel örnekleri nasıl verebiliriz? Onlara “fuara katıldık, izlendik fakat bir hareket olmadı. Bu fuarda satış düşünmemeniz gerek” diyebilirmiyiz. Veya dersek fuara gelmelerini sağlayabilirmiyiz?
Amerikalı veya yabancı bir ressam Türkiye’de ilgi görmekten memnun olur, güzel bir misafirperverlik yaşar. Sadece bu onları Türkiye’ye taşıyabilmek için yeterli olur mu?...

Art İstanbul 2002’de Fransız galerilerinin gerektiği gibi destek gördüğüne tanık olduk. Güzel bir şey fakat neden onlar o ilgiyi gördüler de diğer yabancı sanatçılar görmediler bu bir soru doğurdu kafalarda...

Fransız galerilerinin fuara katılmasını organize eden Türkiye’deki bir galeri tüm gücünü ortaya koyarak onların iyi satış yapabilmesini sağladı ve yıllardır bu durum devam ediyor. Diğer yabancı galeriler ve sanatçılar fuarda sadece bir dekor oluşturabildiler ve elleri boş döndüler. Şimdi onlara Art İstanbul 2002 hakkında soru yönelttiğiniz zaman, “ Bu fuara satış düşünmeden sadece para harcayarak katılabilir, bir kaç gün İstanbul’un güzelliklerini yaşayabilirsiniz” diyeceklerdir...

Bir zamanlar Pavarotti’nin İstanbul operasiından aynı şekilde ilgi görmemesini düşünürsek, Türkiye’de sanatın nasıl değerlendirildiğini ve kimler tarafından idare edildiğini daha iyi anlayabileceğiz...

Yarın İstanbul’da sergi açan ve satış ilgisi görmeyen ressamlardan bazılarını dünya sanat platformunda gördüğümüz zaman, mutlaka acı bir şekilde iç çeker “Ayağımıza kadar geldiler de biz göremedik” deriz...

Fuarda birebir yaşadığım ilginç bir olay şöyle gelişti:
Bir ara Türkiye’nin ünlü bir iş adamını, Gallery 2000 Chicago’nun bulunduğu bölgede yürürken gördüm ve Amerikalı ressamlara iş adamının ünlü bir koleksiyoncu olduğunu mutlaka Amerikan galerisini de gezebileceğini belirttim. Ressamlarımız heyecanla şahsın galerinin önüne gelmesini beklediler kendisiyle tanışmaya hazırdılar. İş adamı ve ünlü koleksiyoncu galerinin önüne yaklaştıkça heyecan arttı ve şahıs galerinin önünden kafası tavana bakarak geçip gitti. Şok olmuştuk. Hiş değilse sanatçılarımızı onore edebilmek açısından resimlerine bakabilir ve kendileriyle tanışabilirdi bir şey de kaybetmezdi bundan...

Bu açıdan sayın Sakıp sabancıyı takdir ettik. Sayın sabancı, galerimize geldi ve sanatçılarımızla tanıştı sohbet etti. Onu ressamlarımıza, Türkiye’nin en zengin adamı olarak tanıştırdık. Sabancının resim satın almasını beklemezdik çünkü onun danışmanları ancak resim alma konusunda karar veriyor ve onların da nasıl resim almaya karar verdikleri bir soru işareti olarak yıllardır kafamıza takılıyor...

Güney Kore bugün dünya sanat platformunda çağdaş resim adına iddialı girişimler sergiliyor. Çünkü Kore’li iş adamları ülkelerine giden yabancı ressamları en sıcak şekilde desteklediler ve kendileri de dışarıya açıldıkları zaman desteklendiler. Koreli iş adamlarının yabancı ressamlara yatırım yaptıkları bir anda tüm dünyadaki çağdaş sanat galerileri tarafından öğrenildi ve hepsi Güney Kore’ye karşı bir sempati duymaya başladılar... Bugün Güney Koreli ressamlardan Amerika’daki sanat fuarlarında 50 bin dolara resim satan sanatçılar bile var... Herşeyde olduğu gibi resim sanatında da nasıl ekiyorsan öyle biçiyorsun...

Avrupa Amerika’dan biraz farklı. Fransızlar yıllardır Türkiye’de bir takım insanların destekleri ile resim satabiliyorlar fakat, Fransa’da resim satabilen Türk ressamı var mı bunu iyi düşünmek gerek. Veya neden satamıyorlar?

Türkiye’de elbetteki iyi ressamlarımız var fakat nedense bu iyi ressamlarımız, resim piyasasını idare edenler tarafından pek desteklenmiyor ve gündeme getirilmiyor. ^Gündeme getirilenler, genellikle galericilerin daha ucuz resim alabildikleri ve çok kar edebildikleri ressamlar... Bu acı fakat bir gerçek. Bu konuda bir çok örnek verebiliriz isteyen galerici bu konuda bizi sorgulayabilir ve cevabını alır...

Dünyanın hiç bir ülkesinde, durup dururken belli bir yaştan sonra hiç kimse, “Yahu bende resim yapar ünlenebilirim. Resim dediğin ne ki açarsın üç beş yabancı dergi, alırsın fikirleri ve oturur boyaları karıştırarak modern sanat adına bir kaç fırça sürersin olur biter” diyerek resme başlayıp bir anda gündeme gelemez ve isim galerilerde sergi açamaz... Türkiye’de ise bu durum garklı. Biraz da paran var sa ve bazı dergilere tam sayfa ilanlar verebilirsen, isim galerilerde sergi açar, Türkiye’nin Leo Castellileri tarafından da desteklenebilirsin. Diğer tarafta yaşamını resme adamış, eğitimini resim adına yapmış ve ülkeye sanat açısından bir şeyler vermeye çalışan ressamlarımız bu duruma üzelerek bakar ve iç çekerler. Çünkü onların reklamlarını yapacak paraları ya yoktur veya, yaptıkları resimleri değerinden aşağıya vermeye yanaşmazlar...

Kişi bugün bir sanat kursu bitiriyor çevresi var ve hemen sergisini açıyor. Çevresinden bir takım insanların resim almalarını sağlıyabiliyor ve bir anda yıllarını resim adına harcamış olan profesyönellerin önüne geçebiliyor...Türkiye’de yıllarını resim adına vermiş olan bir çok arkadaşıma yıllardır bu örnekleri veriyorum ve her yıl ne yazık ki bu tür örnekler giderek çoğalıyor...

Geçenlerde Türkiye’nin yetiştirdiği resim savaşçılarından Lütfü Cülcül’ü elim bir traf1ik kazasında kaybettik. Lütfü benim bir lafımı her fırsatta tekrarlar ve çevresine, “İyi ressam olmak istiyorsanız, laboratuvar çalışması yapmanız gerekiyor. Ancak bir bilim adamı gibi laboratuvar çalışması yapar, görüş açınızı ğgenişletebilirseniz belli yıllar sonunda iyi bir ressam olabilirsiniz” derdi ve dediği doğruydu...

Lütfü Cülcül yıllarca resim adına savaş verip laboratuvar çalışması yaptı ve tam sanatının doruğundayken, yaşama veda etti. Her zaman, hak ettiği değeri göremediği için hayıflanır, bir gün Türkiye’de gerçek değerlerin gündeme geleceği umudunu taşırdı...

Yazamı bitirmeden, sanat fuarını organize edenlere, Türkiye’deki koleksiyoncularımıza, galerilerimize, medyaya ve tüm sanat adına çalışan ilgililere bir mesaj vermek istiyorum: Türkiye’deki yeteneklerimizi değerlendirmek açısından araştırma yapın. Türkiye’nin yetiştirdiği ve yurt dışında bulunan bazı ressamlarımızı iyice araştırın, değerlendirmeye çalışın ki gelecekte elinizden kaçırdığınız için hayıflanmayın... Bizden demesi, istersek Türk resmini belli bir yere getirebilir ve dünya sanat platformuna hak ettiği şekilde taşıyabiliriz. Yeter ki görebilmeyi bilelim...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://blueimagination.tr.gg/
SANART



Mesaj Sayısı : 169
Kayıt tarihi : 05/01/09

MesajKonu: Geri: Sanat mı Yoksa Ayırımcılık Sanatı mı Yapılıuor...   Çarş. Ocak 28 2009, 10:14

Bir Ödülün Düşündürdükleri...
Yücel Dönmez



--------------------------------------------------------------------------------
Acaba jüri üyelerinin hemen hepsi mi Adnan Varıca’yı ödüle layık gördü... Yarışmaya katılan hangi sanatçı kaç oy aldı... Yoksa diğer adaylar detaylı olarak değerlendirilmeden mi ödül Varıca’ya verildi...

--------------------------------------------------------------------------------



Ülkemizde zaman zaman resim alanında ödüller veriliyor. Nedense her yarışmadan sonra, ‘’yine dört dörtlük bir yarışma sonuçlanmadı’’ düşüncesine kapılarak, sorguluyoruz...

Yıllar önce İstanbul borsasının bir yarışmasında, ödüllerin, jüri üyelerinden birinin asistanına, birinin de öğrencisine verilmesini eleştirdik. Oysa demokratik ülkelerde bu tür ödüllere jüri üyelerinin birlikte mesai yaptıkları isimlerin girmesi etik karşılanmaz ve yarışma dışı bırakılır...

Yıllar sonra Aydın Doğan 2006 (resim) ödülünü sorgulamak durumu doğdu...

Ödül yarışma yönetmeliğinde belirlenenin aksine, açıklanması gereken tarihten 5 hafta önce duyuruldu. Oysa yarışma yönetmeliğinde 15 Nisan 2006’da açıklanacağı belirtilmişti. Bu konuda acele davranılması akla şu soruları da getiriyor.

1-Yarışmanın son günü 1 Mart 2006 olarak belirlendi ve son dakikaya kadar müracaatlar sürdü. Yarışmaya 120 aday katıldı ve adayların görsel dökümanları yarışma merkezine ulaştırıldı. Nasıl oldu da 120 adayın değerlendirilmesi 9 gün içinde bitirilebildi...

2-Yarışmada jürinin izleyeceği kriterler şöyle açıklanıyordu: ‘’Jüri, değerlendirmesinde, sanatçının özgün üslubunu, ulaşmış olduğu görsel dil zenginliğini, sanat alanına katkısını ve yaratmış olduğu etkiyi, bütün yapıtlarının birikimini göz önüne alacaktır.’’
Özgün uslup denilince aklımıza sanatçının kendisine özgün uslubu gelir ki, bu uslıbun kesinlikle başka bir ustadan apayrı olması gerekir, başka bir uslubu çağrıştırmaz... Adnan Varıca’da böyle bir uslubun bulunduğu nasıl açıklanabilir... Demek ki ödül özgün uslup açısından değil, bir ressamı onurlandırma açısından verilmiştir.
Görsel dil zenginliği denilirken sanatçının eserlerinde ortaya koyduğu özgün dil bütünlüğü ve aynı çizginin özgün devamını düşünmek gerekir. Bu kriterler resim sanatını bilen ve sevenleri de ilk gördüklerinde heyecanlandırır... Herhalde başvuru yapan 120 ressamda bu özellik bulunmadığı için(!) ödül sayın üstada verildi...
Uzun yıllarını sanata adamış olan sanatçılara onur ödülü verilebilir fakat, kriterler konulmuş bir yarışmada kriterler göz önüne alınmadan onur ödülü vermek ne derece doğrudur, isteyenle istediği yerde tartışabiliriz...
‘’ Aydın Doğan Vakfı tarafından her yıl farklı bir alanda verilen Aydın Doğan Ödülü, bu yıl resim dalındaki sahibini buldu. Ödüle sade üslubu ve mütevazı kişiliğiyle tanınan, usta ressamlarımızdan Adnan Varınca layık görüldü.’’ Bu satırları yarışma haberini veren bir gazeteden aldım. Haberde özgün uslup açıklaması havada kalıyor. Mütevazi kişilik deyimi ise bence herşeyi açıkça ortaya koyuyor... Dünya sanat tarihine girmiş olan isimleri genellikle sanatından ödün vermeyen, insanları şok edici duruşlarıyla hatırlıyoruz. Bir Jackson Pallock mitevazi diye sanat tarihine girmedi. Dali, Picasso gibi isimlerde öyle. Andy Warhol mütevazi davranıp kendisini ‘grafiker’ diye adlandıranlara mütevazi davransaydı Pop Art doğmazdı... Yakından tanıdığım Frank Stella normalin dışında mütevazi bir kişilik sergiliyor fakat aldığı ödüllerde müevazi kişiliğinin zerre kadar dikkate alındığını sanmıyorum ve sanat tarihinin göbeğinde yer alıyor...

3-11 isimden oluşan ‘’Seçiciler Kurulu 9 Mart 2006 Perşembe günü Doğan TV Center'da Prof. Ressam Adnan Çoker'in başkanlığında toplanarak, "sanatının başından bu yana izlediği inançlı ve kararlı, aynı zamanda çağdaşlık ölçütlerine açık sanatçı tutumu, pentür değerlerine öncelik veren dikkat çekici eğilimi nedeniyle" Ressam Adnan Varınca' yı ödüle değer gördü.’’
Yarışma sonucunun açıklandığı haberde yer alan yukarıdaki satırlar, insanın aklını karışırmaktan öteye gitmiyor. Pentür değerlerine önem vermeyen kaç ressam var ki... Çağdaşlık ölçülerine açık fakat gözle görülebilir özgün bir örnek ortaya koyamayan sanatçı tutumu mu önemli yoksa, çağdaşlığı birebir özgün tavrıyla ortaya koyup üstüne üstlük yabancı eleştirmenlerin de ilgisini çekmek mi... Sanatıyla ülkemizin sanat misyonerliğini yapabilmek mi...
‘’Dikkat çekici eğilimi’’ lokal dikkat çekicilik mi yoksa uluslararası alanda dikkat çekicilik mi? buda açıklanmalıydı... Uluslararası bir başarısı var ise bunun da belgeleri ile topluma açıklanması gerekmez mi... Bugün ülkemizde Varınca’dan çok daha dikkat çekici eğilimi bulunan ressamların da bulunduğu bir gerçek değil mi...
Ayrıca 120 adayın dosyaları 9 gün içinde 11 jüri üyesi tarafından nasıl değerlendirilebildi. Jüri kaç kez toplandı ve her sanatçıya her jüri üyesi ne kadar zaman ayırabildi?
Acaba jüri üyelerinin hemen hepsi mi Adnan Varıca’yı ödüle layık gördü... Yarışmaya katılan hangi sanatçı kaç oy aldı... Yoksa diğer adaylar detaylı olarak değerlendirilmeden mi ödül Varıca’ya verildi... Kısacası bu yarışma bir anlamda sanatın gücüne verilecek diye açıklandı fakat sanatın gücüne verilmedi. Varınca sanata hangi yeniliği getirdi veya bir akımın doğmasında yer aldı... Ülkemizde yenilikçi bir akım mı ortaya koydu da bu ödül kendisine verildi? Sanata profesyönel olarak31 yılını vermiş biri olarak, kusura bakmasınlar resim sanatına hiç kimsenin özendirmesiyle değil, kendi yeteneğimin gücüyle özendim ve Varınca’nın reiimlerini de bu yarışma sonucunda inceleme gereğini duydum...

4-Sonucun 9 gün içinde açıklanmış olması, bu ödülün sahibinin zaten önceden belirlenmiş olabileceği sorusunu da akla getirmiş olmuyor mu?

Ülkemizde bugün her alanda olduğu gibi sanat alanında da bir yarışma, en iyiyi, en yeniyi ortaya koyma kaygısı var. Sanatta markanın kaliteden ve ince kriterlerden yola çıkılarak saptanması gerekir. Duayen penceresinden bakılarak yapılandırılan onurlandırma ödüllerinin, kriterler konulan yarışmalardan soyutlanması gerekir... Bunun dikkate alınmaması, ülkemizde kitlelerin sanata özendirilmesini olumsuz etkileyeceği gibi, uluslararası platformda da dikkate alınmamızı doğurur...

Burada kesinlikle Aydın Doğan Vakfı için bir eleştiri söz konusu değil. Ayrıca tüm jüri üyelerinin de bu ödül konusunda bir dayatması olduğunu düşünemiyoruz. Bence bu yarışmada(!) sivri, uç isimlerden, uç sanattan çok, herhangi bir sürtüşme çıkmaması açısından ödülün bir duayen isme verilmesi uygun görülmüştür ki yine kendi fikrim bu anlayış yalnıştır. Bu duruş, gerçekten ödülün verilmesi gerekenlere vede Türk resim sanatına haksızlıktır.

Yuc111@aol.com
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://blueimagination.tr.gg/
SANART



Mesaj Sayısı : 169
Kayıt tarihi : 05/01/09

MesajKonu: Geri: Sanat mı Yoksa Ayırımcılık Sanatı mı Yapılıuor...   Çarş. Ocak 28 2009, 10:15

Resim Sanatı Üzerine Çeşitlemeler2
Anadolu medeniyetlerinden gerçek Türk resmine...
Yücel Dönmez


--------------------------------------------------------------------------------
Şu kriz döneminde Türkiye’deki ressam arkadaşlarla ara sıra telefonda konuşuyorum. Geçenlerde biri 9 aydır tek resim satamadığını söyledi. Şimdi bu arkadaş bir de Anadolu medeniyetlerine dalsa, laboratuvar türünde çalışmalar yapsa değil 9 ay, 9 yıl

--------------------------------------------------------------------------------




Elimde Türkiye’de Sanat dergisinin Kasım/Aralık 2001 sayısı var. Dergide, “Fuarı soruşturduk” diye bir bölüm bulunuyor. İstanbul sanat Fuarı üzerine, Türkiye’deki bazı sanatçılar, galericiler, eleştirmenler görüş belirtmişler.Aslında herkes güzel konulara değinmiş. Fakat, Yavuz Tanyeli’nin değindikleri bugün Türkiye’de resim sanatının iç yüzünü açıkça ortaya koymaya yetiyor.
Tanyeli arkadaşımız, Anadolu’daki medeniyetlerimizden yola çıkarak kendi uslubumuzu ortaya koymanın ve Türk resmini yaratmanın öneminden söz ediyor. Aslında bu konu benim bildiğim 1970’li yılların başından beri zaman zaman gündeme getiriliyor fakat, dertleri resim satmaktan başka bir şey olamayan bir çok galericimiz, neden resim aldıklarını pek bilemeyen bir avuç koleksiyonerimiz ve sadece resmi satılabilen ressamların iyi ressam olduğuna inanmış eleştirmenlerimiz yüzünden, ressamlarımız da bu konuya ilgi göstermiyorlar...
Yani Evren Paşa çok resim satıyor diye Türkiye’nin en iyi ressamı mı sayılması gerek?
Baraz Galeri çok resim satıyor diye illede bu galerinin sattıkları mı iyi resim?
Her neyse, aslında tartışılacak ana konu, Türk resmini nasıl yaratabiliriz konusu olmalı ve bu konuda çaba gösteren ve göstermeye çalışan ressamlarımız da desteklenmelidir. Desteklenmelidir ki, diğer ressamlarımız da biraz kendi kültürümüze yönelmeye başlasınlar...
Hiç unutmuyorum, ilk Amerika’da sergi açtığım zaman yıl 1970. Chicago Sanat Fuarında (Nawypier) her nasılsa kendime ait bir stand ele geçirmiş orada resimlerimi sergilemiştim. Stantda ayrıca seramik bir heykel çalışarak izleyiciler ile iletişim kurmaya çalışıyordum. İşte yurt dışında ilk unutamayacağım dersimi bu sergide aldım. Çalışmalarım, o zamanki uslubum olan kara kalem ve çini mürekkebi ile yapılmış kendime özgü resimlerdi. Fakat resimlerimde kullandığım anlatım, teknik ve konu tamamen Batı’nın bir kopyası gibiydi. Sadece çalıştığım heykel ilgi çekiyordu. Çünkü yaptığım heykel bizi çağrıştırıyordu...
O sergideki kazancım, Chicago’daki Wheaton üniversitesinden bir workshop teklifi almam oldu. Üniversitede bir sergi düzenleyip öğrencilerle çalışmalar yaptım ve beni Türk resmi açısından sorguladılar. Elimde Türkiye’de yaptığım Doga Düzenlemeleri çalışmalarımdan fotoğraflar vardı. Onları gösterince daha farklı bakmaya başladılar.
Yıl 1974 ve ben Amerika’da, enstalasyon çalışmalarımın örneklerini gösteriyorum. Daha enstalasyon sözcüğü sanat dünyasına girmemiş. Aslında çalışmalarım, Kaçkar dağlarının Altıparmak kesimindeki bir vadide gerçekleştirdiğim 11 heykelden oluşan bir armoniydi. O zamanlar “Land Art” denilen bu çalışmaları dünyada sayılı sanatçılar yapıyor ve her biri değişik şeyler ortaya koyuyordu. Benim yaptıklarım da “Land art” türünde daha değişik bir yorumdu. Fakat ben adını düzenleme yani İngilizcesi “Installatıons” koymuştum. Çünkü sanatın düzenlemeye doğru gidişini hissediyordum...
Türkiye’de yaptığım bu çalışmalar Milliyet Sanat Dergisinde, TRT’nin Sanat çevresi proğramında yer almış beğenilmişti fakat,Tatbiki Güzel sanatlarda Mustafa Aslıer’in atölyesinde yapılan tartışmada, çalışmam gereksiz bulunmuştu çünkü para getirmiyordu...
İşte bu yorumlar yüzünden sanatımı Amerika’da sürdürmeye karar verdim ve 1980 yılında kararımı gerçekleştirdim. Ödülüm ülkemi terketmek olmuştu. Suçum, Türkiye’de uluslararası boyutta bir sanat çalışması yapmamdı. TRT’den, eğer Resim Heykel Müzesi çalışmamın filmini istediği taktirde, parasız verebileceklerini belirtmişlerdi. Değil istemek kimse ilgilenmedi bile. Sonra kar üzerine resim çalışmamı gerçekleştirdim. Oda aynı şekilde gümbürtüye gitti.
Şimdi buradan gelmek istediğim şey, Tanyeli’nin vurguladığının yanlış olmadığı fakat, bizden bir şey yapmaya kalkanların desteklenmesi halinde bunun kalıcı ve sürekli olacağıdır.

Doga dazenlemelerini yaptığım zaman sadece Yahşi Baraz’dan bir teklif gelmişti. Planlanan büyük binaların önüne Doğa Düzenlemelerimi yapabilirdim fakat, orada da işin maliyeti gerçekleşmesini önledi.

Kriz Türkiye'de Ressamı Kötü Vurdu...

Şu kriz döneminde Türkiye’deki ressam arkadaşlarla ara sıra telefonda konuşuyorum. Geçenlerde biri 9 aydır tek resim satamadığını söyledi. Şimdi bu arkadaş bir de Anadolu medeniyetlerine dalsa, laboratuvar türünde çalışmalar yapsa değil 9 ay, 9 yıl belki resim satamayacak...

İşte burada devletin kültür kurumlarının devreye girmesi gerekiyor. Bugüne kadar Türkiye’de, gerçek Türk resminin yaratılması açısından bir yarışma düzenlendi mi? Veya bu konuda çalışmalar yapanlar ne derece desteklendi? Bu sorulara hiç kimsenin çıkıp olumlu yanıt verebileceğini sanmıyorum.
Bir tarihte İstanbul’da bir galerinin açtığı yarışmada Avrupa’dan jüri kullandırıldı. Jüri yine Batı’nın kopyası olan bir ressamın işine birincilik verdi. Adamlar ortada bir Türk resmi bulamayınca, kalkıp kendilerine benzeyenin en iyisini seçtiler...

Yarışma Jürisi Suç İşledi...

Hayatımda hiç yarışmaya girmedim. Yalnız bir defasında, İstanbul Borsasının açtığı yarışmaya bir ressam arkadaşım, İstanbul’daki atölyemden bazı işlerimi verdi. Borsa ciddi bir kuruluştu ve orada bir yanhlışlık olacağını sanmıyordum. Resimlerim Amerika’da Türk resmi olarak kabul edildiği halde kendi ülkemde sergilenmeye bile layık görülmedi (ABD’nin 3 büyük müzesinden birinde sergilenmiş olduğu halde...)
Sonra yarışmayı sorguladığımızda, yarışma jürisi üyelerinden birinin asistanına birincilik, yine jüri üyelerinden birinin öğrencisine ikincilik verildiğini öğrendim. Borsaya telefon açtım bir şey söyleyemediler yani ödüller bilinçli olarak birilerine bölünmüştü. Dünyanın hiç bir yerinde hatta Türkiye’de bile yarışma kurallarına göre, jürinin yakınları veya yarışmayı düzenleyen kurumun çalışanları yarışmaya katılamaz.Aslında borsa’nın yarışmasında jüri suç işlemişti ve biz suçu kaynağına duyurmuştuk sonra, kimse o yarışmayı iptal etme cesareti gösteremedi. Oysa demokratik ülkelerde bu durumlarda yarışma iptal edilir ve o jüriye bir daha kimse görev vermez...

Burada vurgulamak istediğim, istediğiniz kadar Türk resmini ortaya koymaya çalışın, istediğiniz kadar yaptığınızı dışarıda Türk resmi diye kabul ettirin, Türkiye’de belli çevrelerin içinde değilseniz, yaptıklarınız değer bulmaz ve bu gidişlede Türk resmi uluslararası kulvarlara giremez...
Tanyeli gibi düşünen 20 sanat otoritemiz olsa Türkiye’de Türk resmini ortaya koyabilir ve dışarıda da ses getiririz. Bu konuda İran’lı sanatçılar bile bizi aşmış durumdu...

Peki sanat tarihini kim yazacak?

Türkiye’de Sanat dergisinde Yahşi Baraz’da iyi bir söz etmiş, Türkiye’de 700-800 profesyönel ressamımızın olduğunu, bunların içinden sadece yüzde 1’inin Türk Sanat Tarihi’ne girme şansının olduğunu belirtmiş. Peki bu sanat tarihini kim yazacak ve hangi değerlendirmelere göre seçilecek sanatçılar? Bugüne kadar Türkiye’de sanat tarihi adına yazılmış kitaplara sanatçılarımızın ne şekilde alındıkları çok iyi biliniyor.Eleştirmenlerimizin hangi kuralları göz önünde tutarak eleştiriler yazdıklarını herkes çok iyi bilmektedir. Burada “eğer Türkiye’de gerçek sanat eleştirmeni varsa” sözünü etmek gerekiyor...

Sanat Yayınları Desteklenmeli...

Türkiye’de Sanat dergisinin yönetmeni ve sahibi Doğan Paksoy’a kredi vermek gerektiğini düşünüyorum. Bugün yayınladığı dergiler ve sanat çevresine katkılarıyla, ressam yanıyla, Doğan Paksoy Türkiye’de yapılması zoru gerçekleştiriyor. Arkasında herhangi holding yok, kültür kurumlarımızın bir katkısı olmuyor. Bence bu tür düzeyli yayınlara kültür bakanlığımızın bir fon ayırması, Türkiye’de sanatçı bir kuşağın yetişmesi açısından önemlidir. Bu fon reklam verilerekte sağlanabilir.
Amerika’da her anonim şirketin her yıl karından bu tür etkinliklere belli paralar ayırdığını biliyoruz. Ayrıca devletin sanat fonlarından da bu tür çabalara her yıl belli paralar ödeniyor. Amerikalı aptal değil, bu tür çabaları destekleyerek, sanat eğitimini daha ucuza geniş kitlelere yayabiliyor...
Ayrıca Amerika’da devletin sanat kurumları, her yıl, tüm eyaletlere belli para yardımları yapıyor ve bu paralar, ressamlara, tiyatroculara, dansçılara, heykeltraşlara, amatör sinemacılara ödeniyor.Bazı fonlar için sanatçılar, halka yönelik projeler üretiyor ve projelerinin karşılığında yardım alıyorlar. Böylece hem insanlara sanat hizmeti götürülmüş oluyor, hemde sanatçılar çalıştırılmış olarak paraca destekleniyor...
Chicago’daki Urban Gateways adlı kuruluşun bünyesinde 11 yıl devlet okullarına workshoplar yapmak için gönderildim ve her yıl bana 25-30 bin dolar parayı, federal hükümetin sanat kurumlarından ve anonim şirketlerden sağlanan fonlardan ödediler. Aynı şey Türkiye’de neden yapılmasın...
Bugün Amerika’da bir çok kuruluşlar eleman alırken bir sanat geçmişi varmı diye bakıyor ve sanat geçmişi olanları öncelikle tercih ediyorlar. Muhasebeci, sekreter bile işe alındığında bu değerlendirme göz önünde tutuluyor. Yapılan bir bilimsel araştırmada, ülkede sanatçı kuşakların yetişmesi ile, ekonomik kalkınmanın da daha büyük boyutlara ulaşabileceği saptanmış. Bu bilimsel araştırmayı Amerika’nın 7’ci büyük gazetesi Chicago Tribune ek bir bölüm olarak yayınladı...
Neyse, bu seferki sanat çeşitlemelerim bunlar. Umarımki bir tartışma ortamı yaratabilir ve doğruya giden yolu buluruz. ..
Saygılar.


http://www.izedebiyat.com/
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://blueimagination.tr.gg/
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Sanat mı Yoksa Ayırımcılık Sanatı mı Yapılıuor...   Bugün 05:48

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Sanat mı Yoksa Ayırımcılık Sanatı mı Yapılıuor...
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Sanat eğitimi ve yaratıcılık
» GÖKTÜRK DÖNEMİ
» GAZNELİLER
» çok gezen mi bilir , çok yaşayan mı???siz ne dersiniz???
» YAYLI ÇALGILAR ANA SANAT DALI

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
SANAT, GÖRSEL, GÖRSEL SANATLAR, GÖRSEL SANATLAR DERSİ, :: GÖRSEL SANATLAR HABERLER :: Görsel Sanatlar Güncel Haberler :: Türkiye'den ve Dünyadan Haberler-
Buraya geçin: